Orta Avrupa-Prag

Kraliyet Sarayı

Turumuzun 2. gününe Çekoslavakya’nın başkenti Prag ile başlıyoruz. İlk durağımız dünyanın en büyük kalesi olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na adını yazdırmış olan Prag Kalesi. Kale, içinde bulundurduğu sanat galerileri, kuleler, saraylar, müzeler ile dünyanın her yerinden turist çekiyor.

Wrestling Titans

Kraliyet Sarayı giriş kapısının üzerinde birinin elinde bıçak ve diğerinin elinde sopa bulunan mitolojik Titan heykelleri sizi heybetleriyle karşılıyor.

Kalenin içinde bulunan küçük bir şapelin duvarlarında Hz. İsa’nın havarilerinden Tarsuslu Paulus ve Petrus bulunuyor. Kalenin dış görünüşü çok albenili olmamasına rağmen içinde barındırdığı resim, heykel ve mahzenlerin çok etkileyici olduğunu öğreniyoruz. Fakat tur ile hareket etmemiz gerektiği için bu güzellikleri görme şansını elde edemiyoruz.

Aziz Vitüs Katedrali

Yapımına 1300’lü yıllarda başlanan katedral Prag şehrinin simgelerinden bir tanesi. Yapıya sürekli eklemeler yapılarak günümüze kadar son halini almış.

Aziz Vitüs Katedrali

Bu görkemli gotik yapıyı nerdeyse şehrin her yerinden görebilmeniz mümkün.

St. Vitus

Kapının üzerinde Hz. İsa’nın Romalı askerler tarafından yakalanışı, halktan bazılarının direnişi ve hemen üzerinde ise çarmıha gerilişi resmedilmiş.

St. Vitus

Katedralin içinde göz kamaştıran bir vitray sanatı kullanılmış.

St. Vitus

İç kısımda giriş bölümünü ücretsiz gezebiliyorsunuz fakat katdralin bazı özel bölümlerini görmeniz için bilet almanız gerekiyor. Biz yine tur içinde olduğumuzdan sadece bu bölümü ziyaret etmekle yetiniyoruz.

Sternberg Sarayı

Kraliyet Sarayı’nın hemen yanında bulunan Sternberg Sarayı’nın içinde önemli sanatçılara ait bir çok resim ve heykel sergileniyor. Giriş ücretli fakat görülmeye değer.

Petrin Kulesi

Kraliyet Sarayı’nın ardından rehberimizle birlikte Old Town’a ilerlerken uzaklarda şehrin simgelerinden biri olan Petrin Kulesi bize göz kırpıyor.

St. Nicholas Church (Malá Strana)

Eski şehire doğru ilerlerken yanından geçtiğimiz Aziz Nicholas Kilisesi Prag Barok mimarisinin en mükemmel örneği olarak tanımlanmış. Yapımı 1700’lü yıllarda tamamlanan kilisenin içinde Mozart tarafından 1787 yılında çalınan kilise orgunu görmek mümkün. Beyaz mermer ve yeşil renklerinden oluşan görüntüsü sebebiyle bu kiliseye halk arasında düğün pastası deniyormuş. Bu kiliseye de giriş ücretli.

Karl Köprüsü

Old Town Bridge Tower

Eski şehir tarafından Karl Köprüsü’ne giderken altından geçtiğimiz kule sanki yüzyıllardır tek bir parçası bile değişmemiş gibi bizi karşılıyor. 14. yüzyıldan günümüze kalan görkemli bir kule.

 Karl Köprüsü

Kulenin altından geçtikten sonra meşhur Karl köprüsüne çıkmış oluyoruz. Vltava nehri üzerindeki bu köprü Prag’ın en meşhur köprüsü, şehrin simgesi diyebiliriz. Üzerinde 32 tane heykel bulunuyor.

Köprünün en başında özellikle biz Türklerin en çok ilgisini çeken bir heykel bulunuyor. Viyana kuşatmasından sonra Osmanlı’nın geri çekilmesinin ardından halk kiliseye gitmemeye ve kilise vergisini ödememeye başlıyor. Böyle davranmaya devam ederseniz başımıza gelecekler budur şeklinde, halkı korkutmak için yapılan bu heykelde solda duran yeniçeri ağası Osmanlı Devleti’ni temsil ediyor. Elindeki kırbacı, kocaman kılıcı ve yanındaki köpeğiyle halkı zindana hapsetmiş olarak betimlenmiş.

Aziz John Nepomuk

Köprü üzerindeki en ünlü heykel ise Aziz John Nepomuk’un heykeli. Hikayesi ise oldukça etkileyici. Bu azizin yaşadığı dönemdeki kralın karısı sürekli olarak o zaman başpsikopos olan Nepomuk’a günah çıkarmaya gelirmiş. Bunu duyan kral, azizin yanına gider ve karısının ne günah işlediğini sorar fakat aziz buna cevap vermez. Kral çok ısrar eder ve bunun üzerine Nepomuk pazar ayininde kapıdan giren ilk kişiye kraliçenin sırrını anlatacağını söyler. Kral da işini garantiye almak için o pazar günü bütün yolları kapatır ve içeri kendisi girer. Fakat kraldan birkaç dakika önce içeriye bir köpek girmiştir ve aziz sırrı bu köpeğe anlatmaktadır. Bunun üzerine çok sinirlenen kral Nepomuk’u öldürtür ve heykelin bulunduğu yerden nehre attırır. Heykelin sol alt köşesinde bulunan köpek figürü bu hikayeyi daha inanılır kılıyor. Ayrıca gelen turistler tekrar Prag’a gelebilmek için köpeğe dokunduğundan heykelin bu kısmı altın gibi parlıyor.

Vltava Nehri
Vltava Nehri

Köprünün üzerindeki heykellerin orijinalleri Ulusal Galeri Lapidarium’da bulunuyor, buradakiler sadece iyi birer replika.

1300’lü yıllarda yapımına başlanan köprü Prag’daki birçok yer gibi UNESCO Dünya Tarihi listesinde bulunuyor.

Vltava Nehri

Nehirde köprüye gelebilecek olası tehlikelere karşı bir bent oluşturulmuş.

 Karl Köprüsü

Öğle saatleri olduğu için inanılmaz kalabalık, herhangi bir heykelin önünde tek başınıza fotoğraf çekinmeniz imkansız gibi bir şey.

 Karl Köprüsü

Köprünün diğer ucundaki kuleye ulaşıyoruz.

Prag’ın en meşhur yapılarından olan astronomik saat kulesine doğru hızlıca ilerliyoruz. Saatin 12 olmasına birkaç dakika var ve gösteriyi kaçırmak istemiyoruz.

Astronomik Saat Kulesi

Saat kulesinin önü inanılmaz kalabalık, fotoğraf çekmek bile çok zor. Dünyanın en eski çalışır durumda olan saat kulesinin kadranı İbranice oluşturulmuş. Yapıldığı dönemde halkın %40’ının Yahudi olması bunun en büyük sebebi.

Astronomik Saat Kulesi

Saatin iki yanında bulunan heykellerden sol baştakinin elinde bir ayna bulunuyor. Bu heykel kendini beğenmişliği, egoistliği temsil ediyor. Hemen yanında elinde kese bulunan şapkalı Yahudi heykeli açgözlülüğü temsil ediyor. Saatin diğer yanında bulunan iskelet heykeli ölümü temsil ediyor. İskeletin yanında bulunan sarıklı ve sakallı Osmanlı figürü ise zevk, sefa ve eğlenceyi temsil ediyor.

Astronomik Saat Kulesi

Saatin hemen altında ise ayları ve burçları gösteren bir daire bulunuyor. Bu kısımda da sağda ve solda ikişer tane figür bulunuyor. Bunlar ise sol baştan sırasıyla elinde tüy tutan bir filozof, elinde kılıç tutan bir melek, elinde dürbün olan bir astronom ve elinde kitap tutan bir tarihçidir.

Saat 12’yi vuruyor ve iskelet elindeki çanı çalmaya başlıyor. Yanındaki diğer 3 figür kafalarını sallayarak ölümün biraz daha yaklaştığını onaylıyor. Bu arada saatin en üst kısmındaki küçük mavi pencerelerden sırasıyla James-Peter, Andrew-Matthias, Thaddeus- Philip, Thomas-Paul, John-Simon, Barnabas- Bartholomew bizi selamlıyor. Bu mükemmel saatin en dramatik yanıysa birçok eşsiz eserin sahibine de yapıldığı gibi, bir benzerinin yapılamaması için, ustasının kral tarafından kör edilmesi.

Saati geçtikten hemen sonra ise meşhur meydana ulaşıyoruz. Burası da turist akınına uğrayan kocaman bir meydan. Ortada bulunan heykel ne acı ki 600 sene önce burada yakılarak infaz edilen din adamı Jan Hus’u anmak için yapılmış. O zamanlar dinsiz olduğu gerekçesiyle birilerinin yakılarak öldürülmesi ve şu anda ülke vatandaşlarının büyük çoğunluğunun ateist olması ise ayrı bir ironi. Ayrıca Jan Hus’un ölüm tarihi 6 Temmuz ülkede resmi tatil ilan edilmiş.

Tyn Kilisesi

Meydandaki dikkat çeken diğer bir yapı ise bana şato izlenimi veren Tyn kilisesi. Bu gotik kilise de yine bir orta çağ yapısı, 1500’lü yıllarda yapımı tamamlanmış. İçinde ise ünlü mimar ve sanatçıların resim ve heykelleri bulunuyor.

Eski Şehir Meydanı

Burası öyle güzel bir şehir ki gezerken aynı zamanda kulaklarınız da bayram ediyor. İnsana yaşama sevinci veren, işini aşkla yapan bir Praglı sizi mest edebiliyor.

Storch House

Storch House Eski Şehir Meydanındaki güzel binalardan sadece bir tanesi. Bu Ortaçağ evi, 19. yüzyılda yaşayan varlıklı ailelerin evlerinin boyanmasıyla oluşturulan bir Neo-Rönesans eseri.

Old Town Bridge Tower

Gezimizin bundan sonraki bölümü serbest zaman. Rehberimiz buluşmak üzere bir saat ve yer kararlaştırıyor ve gruptan ayrılıyoruz. Burada görmek istediğimiz yerlerden birisi Nazım Hikmet’in sık sık uğradığı kafe Slavia. Yol üstünde birilerine sorup tarif alarak ilerliyoruz. Güzel Prag’ın her yanı ayrı büyülüyor bizi. Heykellerle bezenmiş tarihi binaların arasından ilerliyoruz.

Kafe Slavia Vltava Nehri’nin kıyısında, Kafka gibi ünlü yazarların da sıklıkla uğradığı güzel bir restoran. İçeriye buraya gelen tüm edebiyatçı ve ünlülerin fotoğraflarını asmışlar.

Nazım Hikmet

Biraz bakındıktan sonra büyük şairin fotoğrafını buluyoruz. Prag’da yaşadığı dönem bu kafeye sık sık gelir ve şiirlerini yazarmış Nazım Hikmet.

Kafe Slavia
Kafe Slavia

Biz de biraz olsun geçmişi hissetmek için burada soluklanıyor ve kahvelerimizi yudumluyoruz.

Ardından vaktimizi bir an bile boşa geçirmemek için kendimizi yine büyüleyici sokaklara atıyoruz. Hiç bilmediğin bir şehrin bilmediğin bir köşesinde bulunmanın verdiği mutluluk hissini doyasıya yaşıyoruz.

Nehir boyunca anılarımızı biriktirerek, mükemmel manzaraların hakkını vererek ilerliyoruz.

Az sonra karşımıza Prag’ın modern yüzünü temsil eden Dans Eden Ev çıkıyor. Bu evin yerinde bulunan tarihi bina yıkıldıktan sonra yerine modern bir yapı yapılması kararlaştırılmış. 1996 yılında yapımı tamamlanan evin ilk bölümü yamulmuş gibi görünen cam kule. Hemen yanındaki ikinci bölümde ise pencerelerin doğrusal bir hizada olmaması dalgalanıyormuş hissi veriyor. Dekonstrüktivizm akımının en önemli örneklerinden biri olan binanın diğer bir ismi de Sarhoş Ev.

Dancing House

Bu noktadan sonra Vildan Abla ve Kadir Abi çok yorulduğu için otele dönmeye karar veriyorlar. Ahmet zaten bu duruma dünden razı 🙂 Biz de eşimle enerjimizin son damlasına kadar gezmek için yola devam ediyoruz. Yavaş yavaş karnımız acıkmaya başlıyor. Yanımızda Türkiye’den getirdiğimiz ton balığımız var. Karşımıza çıkan ilk fırından da ekmek alalım diye karar veriyoruz. Fakat karşımıza meşhur tarihi kafe Savoy çıkıyor. Bu şehirde gerçekten her yanınız tarih kokuyor. İçeri girip bir baget ekmeği alıyoruz. Kafenin içi çok şık, çok zarif. Burası da Kafka’nın çok sık uğradığı mekanlardan birisiymiş.

Cafe Savoy
Cafe Savoy

Ekmeğimizi de aldıktan sonra oturup yiyebileceğimiz sakin bir park arayışına giriyoruz. Bir süre yürüdükten sonra güzel bir parka ulaşıyoruz. Burada da bizi çok etkileyen Komunizm Kurbanları Anıtı karşımıza çıkıyor.

Komunizm Kurbanları Anıtı
Komunizm Kurbanları Anıtı

Heykeller bir insanın yavaş yavaş yok oluşunu anlatıyor. 2002 yılında komünizm kurbanlarını anmak için yapılmış. Heykellerin ortasında kalan çizgide ise tutuklanan, ölen, idam edilen , sürgün edilenlerin sayısı yazılı. Karnımızı doyurduktan sonra parkın hemen yanında bulunan Ujezd durağına ilerliyoruz. Amacımız fünikülere binip Petrin Tepesi’ne çıkmak.

Ujezd Durağı

Fünikelere binip çok kısa bir yolculuktan sonra tepeye varıyoruz. Bizi ilk karşılayan Aziz Lawrence Katedrali oluyor. Barok tarzı kilisenin mimarisi ve renkleri oldukça ilginç.

Aziz Lawrence Katedrali

Katedrali geçtikten sonra birkaç dakika içinde kuleye varıyoruz. Burası Eyfel Kulesi örnek alınarak inşa edilmiş, ona benzer bir yapı. Manzarası gerçekten harika. Birkaç saat önce içinde olduğumuz, gezdiğimiz, öğrendiğimiz her yeri kuş bakışı görebiliyoruz.

Kuleden indikten sonra birkaç dakika yeşilin tadını çıkarıyoruz. Ardından yine füniküler ile geri dönüyoruz. Şehri gezmeye baştan başlıyoruz. Bu sefer özgürüz ve yol bizi nereye götürürse orya gidiyoruz. Karşımıza ilk önce Loreta Praha çıkıyor.

Loreta Praha

Prag Kalesi’ne çok yakın bir konumda olan bu kilise 1626 yılında inşa edilmiş. Şu anda müze olarak kullanılıyor ve içinde görülmeye değer birçok eser bulunuyor. Biz saat 19 sıralarında orada bulunduğumuz için kilise kapanmış ve ne yazık ki içini gezemiyoruz.

Sokak aralarından yolumuz yine Kraliyet Sarayı’na çıkıyor. Ama bu saatlerde birçok turist kafilesi otellere dağılmış olduğundan sabaha göre ortalık oldukça tenha.

Kraliyet Sarayı

Öğle saatlerinde neredeyse adım atacak yer bulamadığınız yerler akşam üzeri neredeyse bomboş. Biz de bunu hemen avantaja çevirip bol bol fotoğraf çekiyoruz.

Kraliyet Sarayı
Aziz Vitüs
Aziz Vitüs

Aziz Vitüs’ün dört yanını sakin sakin inceliyoruz. Kargaşa ve kalabalık olmadığında eserlerdeki birçok detayı görmek çok daha kolay.

Yine merdivenlerden geçip köprüye doğru ilerliyoruz. Yolda gözümüze Amorino isminde güzel bir dondurmacı çarpıyor. Hemen kendimize birer tane alıp tadına bakıyoruz. Çiçek şeklinde sundukları dondurma gerçekten mükemmel.

Amorino

Küçük kaçamağın ardından köprüye varıyoruz. Burası da sabah saatlerine göre çok çok sakin.

 Karl Köprüsü
 Karl Köprüsü

Prag’da güneş batmak üzere ve biz bu sırada şehre tepeden bakmak istiyoruz. Köprünün hemen başındaki (Old Town Bridge Tower) kuleye çıkmaya karar veriyoruz.

Old Town Bridge Tower
Old Town Bridge Tower

İçeride bu kulenin üzerindeki heykellerin ne anlama geldiğine dair farklı görüşler olduğunu belirten yazılar var.

Old Town Bridge Tower
Old Town Bridge Tower
Old Town Bridge Tower

Kulede gün batımı gerçekten harika. Az önce içinde bulunduğumuz kalabalığa bu sakin yerden bakmak, hem oradaymış hem de çok uzaktaymış hissi sizi alıp başka alemlere götürüyor. Gün batımı bu şehre çok yakışıyor.

Old Town Bridge Tower

Bu kuledeki en çok hoşuma giden şey ise baktığınız manzaradaki gördüğünüz tüm yapıların isminin küçük bir tabelada belirtilmiş olması.

Old Town Bridge Tower
Old Town Bridge Tower
Old Town Bridge Tower
Old Town Bridge Tower
Old Town Bridge Tower
Old Town Bridge Tower
Old Town Bridge Tower
Old Town Bridge Tower
Old Town Bridge Tower
Old Town Bridge Tower

Bu şehirdeki ilginç şeylerden biri de dilencilerin oturma şekli. Hepsi aynı şekilde secde eder gibi dileniyor ve insanlarla göz teması kurmuyorlar.

Köprüyü bitirip astronomik saati bir de gece gözüyle görüyoruz.

Astronomik Saat

Bu şehrin gündüzü başka, gecesi başka güzel. Gruptan ayrı yaptığımız özgürlük gezimizin ardından rehberimizin anlattığı şekilde Namesti Republiky durağından metroya binip tur kafilemizin yanına otele dönmeye karar veriyoruz. Bu arada Prag’da hayatımda gördüğüm en hızlı yürüyen merdiveni gördüğümü de söylemeliyim.

Namesti Republiky
Namesti Republiky

Bu güzel şehri adım adım gezerek, her saniyesini dolu dolu geçirdiğimiz Orta Avrupa turumuzun 2. gününün sonuna geliyoruz. Zihinlerimizde bulansa da fotoğraflarımızla tekrar tekrar yaşayacağımız, benim için verimli kelimesinin tam karşılığı olan zengin bir günü, diğer gün göreceğimiz yerlerin heyecanıyla bitiriyoruz.

Gönderen : Kategori : Orta Avrupa Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,