KALEMEGDAN, BAYRAKLI CAMİİ VE KNEZ MİHAİLOVA

Tito’nun mezarı ve Hram Svetog Save kilisesinden sonra turumuza Kalemegdan’a geçerek devam ediyoruz. Öncesinde eşim de ben de gideceğimiz yerler hakkında detaylı bir araştırma yapmadığımız için nereye gittiğimizi ve nasıl bir yapıyla karşılaşacağımızı bilmeden rehberimizi izliyoruz. Akışına bırakmak beni her zaman bir şeyleri kontrol etmekten daha çok heyecanlandırıyor. Bir yapıyı ilk kez orda görmek, yerinde öğrenmek, hiç bilmediğim bir heykelin, bir kalenin varlığını dokunarak öğrenmek, seçtiğim bir filmin konusunu okumadan girip izlemek, bazen nereye gittiğinin bir önemi olmadan saatlerce yürümek beni çok mutlu ediyor. Yine aynı duygularla, sevdiğim adamla birlikte yeni yerler keşfetmenin keyfiyle ağaçlık, yeşil bir alana geliyoruz. Türkçe “kale” ve “meydan” kelimelerinin birleşiminden oluşan “Kalemegdan” Sava ve Tuna nehirleri ile çevrili bir kale.

 

Bu kale büyük, yemyeşil, sakin bir parkın içerisinde bulunuyor. Etrafında eski eserler, asırlık ağaçlar, çocuklar için tasarlanmış oyun alanları, dinozor maketleri de bulunuyor. Belgrad halkının hafta sonları gezmek, eğlenmek, nefes almak, bisiklete binmek gibi aktivilerini yaptığı bir alan olduğunu görüyoruz.

 

Stratejik öneme sahip bu kaleyi ve şehri Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinden 6 sene sonra 1459 yılında fethetmek istese de başarılı olamamış. Yıllar sonra, Kanuni Sultan Süleyman’ın gönderdiği elçinin Macar kralı 2. Lajos tarafından öldürülmesinin ardından, 1521 yılında kale kuşatılarak fethedilmiş. 1878 yılında yapılan Berlin Anlaşmasına kadar bir şekilde Osmanlı hâkimiyetinde bulunan şehir, 357 sene sonra Sırbistan’a bağlanmış. Şehirde Osmanlı zamanında bulunan 10 türbeden sadece 2 tanesi kalmış ve onlardan biri olan Damat Ali Paşa Türbesi de burada bulunuyor.

Kalenin kapılarından biri olan İstanbul Kapısı’ndan ( Stambol Gate) içeri giriyoruz. Bu kapının açıldığı yol İstanbul’a uzandığı için ismi bu şekilde kalmış.

22 Temmuz 1456 Anıtı

İç tarafta, Fatih Sultan Mehmet’in 22 Temmuz 1456 yılındaki Belgrad kuşatmasının nasıl püskürtüldüğünü anlatan bir anıt bulunuyor. Daha sonra Kanuni Sultan Süleyman’ın şehri kuşatmış olmasına rağmen bunu büyük bir zafer olarak kutluyorlar. Kiliselerdeki öğle vakti çan çalma geleneği de bu olaydan sonra Papa 3. Callixtus’un emriyle başlamış. Günümüze kadar ulaşan bu geleneğin Fatih Sultan Mehmet’e dayanıyor olması beni çok şaşırtıyor. Ayrıca 2011 yılında hükümetin kararıyla 22 Temmuz milli bayram ilan edilerek kutlanmaya başlamış.

 

Kalemegdan Parkı

Parkın sonunda bizi göz alıcı bir manzara karşılıyor. Fotoğraf çekmeye doyamıyoruz, o kadar ki tur grubumuzu ve rehberimizi kaybediyoruz. Tuna ve Sava nehirlerinin maviliği ve yeşilin her tonunu görebileceğiniz çeşitli ağaçlar, hafif hafif esen Eylül rüzgârıyla mükemmel bir uyum yakalıyor. 

Tur arkadaşlarımızdan kimseyi bulamayınca, daha gezimizin ilk saatlerinde kaybolmamızın verdiği telaşla birlikte sora sora Knez Mihailova caddesini aramaya başladık. Neyse ki rehberimiz gezimiz hakkında küçük bir özet geçmişti, nereye gideceklerini az çok biliyorduk. Tur başında dağıtılan Belgrad haritası da bize yardımcı oldu ve caddenin başında grubumuzu bulabildik. Rehberimiz Onur Bey’e öğle namazı için bir cami bulup bulamayacağımızı sorduk. Bize Osmanlı’da bulunan yüzlerce camiden günümüze kalabilen tek cami olan Bayraklı Cami’yi tarif etti.

Caminin etrafında bir sürü polis bekliyor. Sonradan öğreniyoruz ki, en son 2004’de yakılan cami günün her saatinde bu şekilde korunuyor. Gezimiz esnasında bana çok sıcak gelen Sırpların tarihi eserlere böyle acımasızca davranmasına çok üzülüyorum. Caminin yanındaki beyaz binada bulunan tuvalette abdest almak istiyoruz fakat kokudan içeri adımımızı bile atamıyoruz. Yıllardır deterjan görmemiş olacak ki burnumuzun direğini sızlatıyor. Binanın üst katında gördüğümüz kişilere abdest alabilecek yer var mı diye soruyoruz.  Türk müsünüz diye soruyorlar ve bizi üst kattaki lavabolara yönlendiriyorlar. Neyse ki burada abdestimizi alabiliyoruz ve teşekkür edip camiye yöneliyoruz. Cami de bir Rus kadından başka kimse yok, o da bize bir şeyler söylüyor fakat İngilizce konuşamadığı için anlaşamıyoruz. Yol kenarında, binaların arasına sıkışmış bu öksüz camiden, duamızı edip ayrılıyoruz.

Belgrad sokaklarında ilerleyip rehberimizin yemek yememiz için önerdiği restoran Dukat’a varıyoruz. Helal standartlarında Türk yemekleri yiyebileceğiniz restoranda tercihimizi kaşarlı pideden yana kullanıyoruz. Fiyatları çok uygun olmasa da pidemizi afiyetle yiyip Belgrad sokaklarını keşfe çıkıyoruz.

Sokaklarda keyfimizce gezerken uzaktan mavi bir kubbe görüyoruz ve ne olduğunu merak ediyoruz. Uzaktan çok yakınmış hissi veren bu yapıya ulaşmak epey vaktimizi alıyor ve bizi oldukça yoruyor. Sonunda ise karşılaştığımız şey bizi hayal kırıklığına uğratıyor.

Sabah saatlerinde gezdikten sonra otobüsle ayrılarak Kalemegdan’a geçtiğimiz yere yürüyerek tekrar gelmiş oluyoruz. J Aziz Sava kilisesi bizi tekrar kendine çağırıyor. Bu ibretlik olaydan sonra aynı hızda geri dönüyor ve Mihailova caddesine doğru yürüyoruz.

Bana, Taksim’in Belgrad’a yapılmış bir kopyası hissi veren Knez Mihailova caddesinde sokak sanatçılarını dinleyebilir, alışveriş yapabilir, ara sokaklarındaki şirin kafelerinde oturup bir şeyler içebilir veya sadece kalabalığa karışarak şehrin tadını çıkarabilirsiniz.

Gönderen : Kategori : Balkanlar Etiketler : , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir