KRİSTAL KÜRE BALKANLAR VE İLK DURAK BELGRAD

18 Eylül 2016 sabahında heyecanla beklediğim Balkan turuna başlamak için ilk adımı atıyor ve uçağımıza biniyoruz. Aslında eşimin ailesiyle birlikte gitmeyi planladığımız bu geziye, turun iptal olması ve tarihlerin ileri alınması sebebiyle sadece eşim ve ben katılabiliyoruz. Gezinin 3. gününün evliliğimizin 1. yıldönümüne denk gelmesiyse beni çok mutlu ediyor. Eşim de ben de memur olduğumuz için yurtdışı turları bazen eşimin gözünü korkutabiliyor. Fakat Balkan turlarını diğer turlardan ayıran en önemli özellik olan, içinde ekstra turları barındırmaması bizi biraz rahatlatıyor. Tüm ülkeleri ayrıca para vermeden gezebilme imkânı buluyoruz. İki kişi yaklaşık 3000 TL ödediğimiz turumuz içinde sabah kahvaltısı ve akşam yemeği de olduğu için tur dışında başka bir harcama yapmak zorunda kalmıyoruz. Sadece yurtdışı değil yurt içinde bile ete karşı hassasiyetimiz olduğu için öğle yemeklerini de vejetaryen bir öğünle atlatmak büyük kolaylık sağlıyor. Bir önceki gün yaptığımız market alışverişi ile çantamıza doldurduğumuz bisküviler, çubuk krakerler, tahıllı gevrekler de zor zamanlarımızda kurtarıcımız oluyor. Zaten Müslüman nüfusun bol olduğu ülkeleri gezdiğimizden yiyecek sıkıntısı yaşanmıyor. Bu sebeple ilk kez yurtdışına çıkmayı düşünen ve tedirgin olan gezginler için Balkanlar mükemmel bir başlangıç olabilir.

Yaklaşık bir buçuk saat süren yolculuğumuzun ardından her yeni başlangıcın yaşattığı çocuksu heyecanımızla Belgrad Nikola Tesla Havalimanı’nda iniyoruz ve rehberimiz Onur Bey’i buluyoruz. Havalimanındaki döviz bürosunda biraz para bozduruyoruz ve gezimiz başlıyor. İlk durağımız Tito’nun mezarı. Kişisel eşyalarının da sergilendiği tek katlı bir bina burası, çiçekler evi olarak da anılıyor.

Hırvat asıllı büyük lider yaşadığı dönem boyunca farklı etnik kökenli ve farklı dinlerdeki insanların barış içinde yaşamasını sağlamış. Yugoslavya 45 yıl boyunca bir bütün halinde kalabilmiş. Ölümünden sonra ise nefret, vahşet, soykırım, savaş ve acı hüküm sürmüş. İnsanların yıllardır birlikte yaşadığı komşusuna, iş arkadaşına, öğretmenine, öğrencisine, bakkalına bir anda düşman kesildiği, kin güttüğü, güzel olan her şeyin yerle bir edildiği bir dönem görmüş bu topraklar. Tito böyle farklı desenlere sahip bir halkın dağılmasının çok kolay olabileceğinin farkında olmalı ki kendisinden sonraki belirsizliği çok güzel açıkladığı şu cümleyi kurmuş: “Ülkemiz kristal bir küredir. Ben Josip Broz Tito, bu küreyi, ellerimle tutarak değil, alttan nefesimle üfleyerek havada tutuyorum. Umarım benim nefesim tükendiğinde birisi bu görevi devralır. Yoksa kristal küre yere düşer ve tuz buz olur. İşte o zaman dünyanın kaderinin korunması başka ülkelere kalır.” Aynen dediği gibi, bu ileri görüşlü liderin nefesinin kesilmesiyle kristal küre tuz buz olmuş.

Tito’dan sonra yapımı 122 yıldır devam eden Hram Svetog Save kilisesine geçiyoruz.

Bu yapının Ortodoks dünyasının en büyük kilisesi olduğunu öğreniyoruz. Dışardan güzel, görkemli bir havası var fakat içi tamamlanmamış, hala tadilatta olduğu için büyük bir kısmını gezemiyoruz. Belgrad’ın hemen hemen her yerinden görülebiliyor olduğunu gezimiz sırasında uygulamalı olarak öğrenerek acı bir tecrübe yaşıyoruz. smiley

Kilisenin bahçesindeki Nikola Tesla heykeli dikkatimizi çekiyor.

Sırp asıllı, alternatif akımın mucidi olan bu bilim adamının Belgrad’da müzesi de bulunuyor fakat yeterli zamanımız olmadığı için gidemiyoruz. En sevdiğim filmlerden biri olan Prestij’de de konusu geçen Tesla’ya hayatı boyunca Edison’un gölgesinden kurtulamadığı için çok üzülüyorum. Tüm dünyaya bedava elektrik sağlamak gibi günümüz şartlarında bile kulağa çılgın gelen bir projeye sahip olan ve günümüzde kullandığımız birçok icadın mucidi olan dâhiyi hayranlıkla selamlayıp Kalemegdan’ ı görmek üzere aracımıza biniyoruz.

Gönderen : Kategori : Balkanlar Etiketler : , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir