ŞİRİN TAŞ EVLERİYLE POÇİTEL

Alperenler tekkesinden ayrıldıktan sonra biniyoruz otobüsümüze ve yine Bosna Hersek’in yemyeşil yollarından geçip şirin mi şirin bir Osmanlı köyüne varıyoruz: Poçitel. Bu köyde her şey uyum içinde, renkler, evler, dik yokuşlu merdivenler… Rehberimiz Osmanlı’nın sınır köyü olduğunu, Poçitel’den sonra Türk toprağı olmadığını söylüyor. UNESCO nun Dünya Mirası listesine aldığı bu köy de savaş döneminden nasibini almış. Hırvat askerler tarafından tahrip edilmiş ve köyün çok büyük bir kısmı göç etmek zorunda kalmış. Yıllar geçtikten sonra Bosna Hersek hükümeti buraya tekrar yerleşmeleri için halka bazı teşvikler sunuyor. Fakat yine de terkedilmiş hüzünlü bir havası var, etrafta meyve satan teyzeler ve meydandaki çay ocağında çalışanlar dışında kimseyi görmüyoruz. Rehberimiz köyde 50-60 kişinin yaşadığını söylüyor.

Bir zamanlar hayatın capcanlı olduğu, Evliya Çelebi’nin de yazılarında yer verdiği Poçitel, bana zaman makinesine binip 500 sene önceye gitmişim gibi hissettiriyor.  Bir zamanlar bu evlerde kim bilir kimler yaşadı diye hayallere dalıyorum. Bu hissiyatı daha önce İtalya’nın Ortaçağ kasabası San Gimignano’da yaşamıştım. İki yerleşim yeri de zamana karşı koyabilmiş, misafirlerini geçmişin içine sürüklüyor. Bu düşünceler içinde geziyoruz, meydanın yanındaki merdivenlerden tepedeki Hacı Aliya camisine çıkıyoruz.

Şişman İbrahim Paşa Camii

Tam da namaz vakti, eşim camiye giriyor. Tek kişilik bir cemaat oluşturuyor, imam ve kendisinden başka kimse yok. İmam da başka bir yerden geliyor, namaz kıldırıp geri dönüyor, köyün yerlisi değil. Caminin avlusundan köyü izliyorum, manzara mükemmel. Kule biraz daha tepede, fakat oraya çıkmak için vaktimiz yok. İnşallah bir dahaki sefere diyerek bu şirin köye veda ediyoruz.

Gönderen : Kategori : Balkanlar Etiketler : , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir